Ana içeriğe atla

Şiir düştü düşüme

aslında diye başlayan cümlelerde kaybolursun
farkettim ki derken yanılgılarında kahrolursun
meğerse ve keşke var hep sözcüklerinde.

bunlara bağımlı yaşadın tedavisiz ömrünce...

kelimelerini koydum döşüme
şiir düştü düşüme...


dakikaları kaçırır yaşamın peronlarında
saatlere zamana inat bakmazsın
günleri torbalar, haftalar da çuvallarsın
aylar,peşinden yılları alır başına çalar.

yüreğinde karaçul dokudun acıyı fikrince...

zamanını koydum peşine
şiir düştü düşüme...

aşk adaletinin gözü sana açık,
kendine yasaların,kararnamelerin
terazinin kefesi bağlı. tartar sana
sen seversin maddelerde fıkralarda.

şarkılar tutup yıllarını aradın gönlünce...


aşkımı koydum düşüne
şiir düştü düşüme...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

susmak ve susamak arasında bir yaşam

İNdi Tİ sesiyle HAR bırakarak sevgi liler günü hediyesi bu dedi sesizce _______________________________________________ saniye ucunda _ziftin peki _ yaşam sevindi son üzülmeydi bu arsızlığı tanımayan taba bir ruhun bun kazanı kaynadı karadelik sınırında kaç renkti travmalar tutundu en koyusuna  yanılgıydı hep  aşk sevişemedi gökyüzünde k araf atmalar elma yasakken elmaydı, yasaksa çekici... ellerini buz boşluğuna atmadan  kaç asır geçti düşünme kuyularında sonsuzluk veya onsuzluk seçimlerinde intiharlarını yazdı sil baştan ya günahın cazibesi vardı, ya da cazibenin günahı... istanbul saten çarşaf gibi sarmadan didiklerken karadul masum bir beyni  Yarım kalmış bir  şiir in Son dizesinde kumtaşı duvar tonunda esrik tenler  İN sesi lacivert Tİ sesi  siyah tı  HARis bir  aşk a kelepçeli pembe ikinci bir şans aramadı harrran gürran /tuttu attı gençliği imiğinden... Susarak Yaşamak ve susarak ölmek/ susayarak  aşk a ve anlatmaya...

Baykuşlar kondu şarkılarıma....

bir saksağanın kanat çırpımında rüzgarla savrulan bir karabiber ağacına son dem kadar acı akşamlarını astı gençliğim... yalnızlığa bilet keserken peronda ayrılık ilk yolcuydun unutmadım sen giderken baykuşlar kondu tüm şarkılarıma gözyaşlarımı besteleyip ruhum güfteleri serpti yeryüzüne sessizce yalnızlar ülkesi aşıkları dinlesin diye... artık uzun yol kenarlarında unutulan eski tahta bir elektirik direği kadar yalnız ve tanrıya yakınım... verilen sözlerin öneminin kalmadığı bu zaman diliminde ellerin gözlerini kapamak kızıl yağmurlarını gizlemek içindir nafile avuç açıp yalvarman... duygusal bir fiyaskoydu hayatım sen tam merkeziyken nişangahımın senden sonra, benden sonra zaman yaldızlı bir hediye kutusunda saklanırken değersizdi verilmemiş bir hediye kadar kurdelesi açılmadan değeri anlaşılmayan... (bu yaşam maratonu finale bir adım kaldı /ödünç alınmış bir zamanda yaşıyoruz ve bu noktada herşey ödül zaten...) selma dönmez 9 ekim cuma ... resim: sina ataman

Erdemin mutsuzluğunda

şehrim yanıyor; kızıl hışırtılar kulağımda aldırmamalıyım renklere vurgundum; sarıydı ilk aşkım oturamadım gökkuşağında karaya mahkum ettiler ne deniz, ne gök, ne de bir renk yine de vivaldi çalıyor surlarda ağlamamalıyım... görünür ateşin rengi; nefti yangınım ateş böcekleri amansız firarda parlamaya devam ettiler ah ne güzel inat; inadına tüm bu ahenk mutluluk ve hüzün el ele tutuşup yürüyen iki küçük kız kardeşmiş biri olmazsa diğeri kaybolan yalnızlıktı ulaşmak nirvanaya geçmişim cehaletin mutluluğunda kardeşimi kaybettim pembenin yokluğunda yükselir ruhum her şeyi baştan yaşamaya geri dönmeliyim notaların kucağında ben bana sarılmalıyım yalnızlıklarda yine de vivaldi çalıyor surlarda ağlamamalıyım... Selma Dönmez 16 temmuz 2009