25 Ekim 2014 Cumartesi

susmak ve susamak arasında bir yaşam


İNdi Tİ sesiyle HAR bırakarak
sevgililer günü hediyesi bu dedi sesizce

_______________________________________________











saniye ucunda _ziftin peki _ yaşam
sevindi son üzülmeydi bu
arsızlığı tanımayan taba bir ruhun
bun kazanı kaynadı karadelik sınırında




kaç renkti travmalar
tutundu en koyusuna 
yanılgıydı hep aşk
sevişemedi gökyüzünde karafatmalar




elma yasakken elmaydı, yasaksa çekici...





ellerini buz boşluğuna atmadan 
kaç asır geçti düşünme kuyularında
sonsuzluk veya onsuzluk seçimlerinde
intiharlarını yazdı sil baştan





ya günahın cazibesi vardı, ya da cazibenin günahı...





istanbul saten çarşaf gibi sarmadan
didiklerken karadul masum bir beyni 
Yarım kalmış bir şiirin Son dizesinde
kumtaşı duvar tonunda esrik tenler 




İN sesi lacivert Tİ sesi siyahtı 
HARis bir aşka kelepçeli
pembe ikinci bir şans aramadı






harrran gürran /tuttu attı gençliği imiğinden...



Susarak Yaşamak ve susarak ölmek/ susayarak aşka ve anlatmaya ...susmamalı, susamamalı gençler!

Rüyalar hep gariptir

az şekerli bir kahveye anlattı
geceden kalma rüyasını 

dolmuş kuyruğunda
sabah ayaz ve o hala genç...

kimse yok neden derken
etraf kentin isi çökmüş karın içinde
hafifçe irkiliyor

üşümüş...

durak dediği yerde
eski tahta bir direk var yaslanmış
ve sarmış kollarıyla direk onu
uçup bir bulutu öpmüş 
alaca iki karga ile geri dönmüş...

unutulmuş duygular
unutulmuş aşklar
ve unutulmuş odunlar diye yordum

güldük...

kahve çabuk bitti, yıllarım gibi dedi
gülüyormuş gibiydim sanırım
öfke kaynatıyordu kalp kazanlarım
ayaz ve beyaz olmayan 
karların içinden çıkan aşkına...

rüyalarım bile azaldı
umutlarım gibi dedi
felsefe yapmak ne güzel olurdu
şimdi dedim

sarıldık gitti...

ben mi kaldım aranıp bu rüyada bulunmayan
kent karlarının siyahına ağladım işte


şaşırma... 




Selma Dönmez 05 ocak 2013
 

kimse yalnız ölmek istemez ki...


küçücük elektirikli bir soba karşısında, yorgan altında 
neye güldüğümüzü bilmeden gülerdik saaatlerce
bilirsin işte o tadı... kırk yılı ağırdan alan Meltem ve (L....) ye bu şiir...
--------------------



kopuk kırk yıl kaç kopuk şiir eder? kaç dizenin camları kırılır?
toparlanamayan aşklardan kaç şiir, kaç aşk kaçışır bu tarafa? 
kırk yıl mı ağırdı? 
kırık kırk yıllık aşk mı? 





 mevsimleri bilmediğimiz yıllardı
soğuğa direndik

gece yanığı uzansa da günlerinin üstüne
sedeften gülümsemesiyle 
sevgi filesi atar üzerinize 
sorardı masumca 


hey çıyan! kışı sen misin bu bahçelerin? 

 adını koymayı bilmediğimiz yıllardı

hikayelere direndik 


kalbin ipoteklerinden kaçıp 
avuç kadar odalarda 
dost edindi kitap kurtlarını


yılların ayakları değdikçe tenine, aklına
yılgın bir sarı sardıkça ruhunu
bilirdi ağaçların yalnızdır gölgesi... 


latin yengeçleri sardığında hücrelerini
yine aralıktı kalbinin kapıları
ve toprak almak için yaş beklemedi 



 adına bile direnemedik
yengeçlere yenildik 

yüreğini kesip bocaladı benzini ruhuna
yitsin diye karabasanlar
bahar koktu ışkın geceler 
koştu deli kanıyla
tutunup ıssızlığın fidanlarına 


tüm saba makamlarını bıraktı, yürünmeyen bir yolda... 


ilk kardı; sevgilinin yasemini kurudu 
meltemin güneşi doğmalıydı üstüne
"eski küllerden muhteşem aşklar"
diye tümcelendi durum... 




ne ipi varsa sarar bazen yaşam 
genetik ipotekler 
eksi işlemlere döndüğünde 
küllenmiş umudunun dibi mor bataklıktı 


yaşanmadan geçen kırık kırk yıl... 
hem masum değil,hem acımasız 
beyin ve kalbin akrabalığı

ey hatasız ılık rüzgarlar
yetmişlerde genç olmak zordu 
seksenlerde ölüp kalmalı mıydı? 



basmakalıp bir kalıp, hesap soramaz ya kalkıp 

 
adını koymayı öğrendiğimizde her şey için geçti


direnecek ne bıraktık? 

 ruhunuza bayram olsun e mi ?





 Selma Dönmez 05 şubat 2013

Her yolculuk bir kendine dönüştür


mimiksiz günlerde kutluyorum seni
özgürlüğüm
aksak bir kent şerefine 
bembeyaz kadehim


sıkılmış şairlerin bunları camlara vuruyor
gülmekten çıldırıyorum

oransız bir semtte
oranlı bir kahve içiyorum seninle
kendime geliyorum

genç bir binayı griye boyamışlar
halinden memnun hiç ağlamıyor
göz kırpıyorum


epeydir garip şeyler oluyor
bir dramın kolunu tutuyorum
seviyorum diye bağırıyorum
aşık değilim biliyorum


kentimi terkediyorum 
kapat müziği muavin 
bu kentte bağ görmeden büyüdüm ben...


aksak kentim
ana kentim kal kapkara 

memleketi biz mi kurtardık 
buradan yıllarca? 

özgürlüğüm her şeyim 

muavin geldi mi hareket saatim?




 Selma Dönmez 4 mart 2013

Gecenin kumandanı üniforma istemez





geceyi getirin bana! geceyle yüzleşmek istiyorum!
anlaması hiç de mümkün görünmüyor bir hayalin insan öldürebileceğini
küçük iskender / can güncem 

-----------------------------------------------------------------------------------

gece dedin şair
isimsiz gecelerden istedin 
hangi geceydi istediğin
kırık fesleğen rayihasından

 isimsiz her gece simsizdir
iz bırakmaz bilirsin



şizofren bir zembereğin yelkovanla dansında
kara tek gözlü büyüteçle
adam saat onarırdı
habersiz bunalımlardan 

 tamirin mutluluğunda kaçan
insan ruhu kaç amper


sarışın kadın ilaç kutularına sığardı
renk renk mutluluktu haplar
çamlı evde kör geceye yamanıp
can aldı biri somyanın altından

 eskir duyguların ruhun ağlamaz
budanmaz kolların seni vursa da



oyuldu bedenler neşterlerle
serumlar can suyu, adak çaputu beyaz önlükler 
çocuk yastıkları şelalesiydi mor güllerin 
cansız bir zaman karıştı leylak kokulu yıllardan

 bu yıldan alıp gelsem sana bir tenhayı
insan nefesinin sokakta duyulabildiği


uyku evinde kocaman gözleri açık bir kız
sokak lambası ile söyleşirken
roman yazıldı afili bir korkudan 
birileri yarasa kovaladı sen yakaladın

 üniforman yok ama emrin başüstüne
seç simsiz ve isimsiz geceyi şair
kart hamili yakınım olur

Selma Dönmez 13 mart 2013
 

Ben böyle bir resimde öldüm




çiçek çiçekti tuval, sen suyla oynadın tüm şiirlerimin arasında
çocuklar kar topu attı eldivenlerinde yıldızlarla
alışmalı, sen çocukları boya, ben uçarım dizelerin aryasında 
aldırma karlara 

***********





renkleri karıştırıp hüzünleri bağlar 
her darbe imlası dünya dillerinin
kırmızı kaç tondur yakılan yaşamlarda
kim dedi ağlamadığını hey canım renklerin 
bir omuza dayamıştır bazen başını
bir kılıç kınından çıkıp bölmüştür 
sonra tüm yaşanmışlıkları 

fırça ve kalem 
dilsiz kahvesi kadar dingin
ve anlaşılır 



şairin dili kalemi, şiirler elleri
sözcükleri ruhlara serper
dizeler bakar tuvallere aşıkane
şiir kirletmez hiç bir tablonun renklerini


renkler ustaların ellerinde yaldız yaldız
sarıya aşık olana dek 
mor bir salkımda kaybolur mu umutlar
alışmalı, ağlar renk fazlasında suluboyalar

ben hint sarısı bir güne doğdum İstanbul
sensizdi resimler 
vapurları kim boyamıştı böyle ustaca? 
kim yıkadı kelimeleri sormadan ressama
ben böyle bir resimde öldüm İstanbul 



gözyaşlarım paletin kenarında renk tayfında kaldı 
hiç bir şey ruhumun siyahına yakışmadı
ortancaların arasında bir yaz çiçeği
hayal ederken boya suyunda yüzmeyi 
gülümseyen kenar çizgileri derinleşti
sessiz düşünceleri ıslak fırçadan kağıda döküldü 
beynimin eskimiş pabuçları yetişemedi
dökülen yaşamlara, aşklara belki de bir at arabasına...


usta önlüğünde tüm yeni ressamlar
not alırlar haksızlığın anaforundan
o ustalar bir kibirin bulamacında 
en yüksek notu kendi ellerine verirler
boğulurken düşler ergen renklerinde

muhalif olmalıyım, muhalif olmalısın, muhalif olmalıyız 
alışmalısın, alışmalısın diye bağıran
şu şarkının notalarını suluboya bardağına alıp öldürmeli 
evren şiir seyrinde, şair aklım seyrüseferde


yakıştı mı kelimeler renklerin ortasına 
çoşkun ruhlar dansederken payda fıskiyesinde
alışmalıyım dedi "sen beni boya, ben seni"
kimse yokmuşcasına tuvalin etrafinda... 


uyuyamam, uyuyamazsın, uyuyamayız 
yazarız şiirleri boyarız tualleri 
kelimelerin yazılma saatleri çalar
evrenin bilinmeyen anlarından
renkler dökülüverir yaldızlı zamanlardan

seyri sana bıraktık seyirci 
sarsa da sarmasa da... 



 
Selma Dönmez 27 mart 2013

Ahraz dizelerim


ben diyorum 
nazenin notlarım
sen diyorsun
travmatik takılmalar
cesur olamıyorum
sözcüklerimin çoğu hapis
ödlekler dışarıda
onların ne hükmü var ne sabıkası 



ağlıyorum metin olamıyorum vakit varken ağlamalı
pınarlarım kurumadan, kargalar gülmeden ahraz bir gündüze 



sen ben bizler yokuz işte 
olmadığımız bir yer burası
yalnızca esir sözcükler var
özgürleştirdiğim gün onları
uçup çocuksu düşlerin koynuna girecek 




üst beyin erinçlerini seviyorum
alt beynim reddetse de onunla aramız iyi 



bu kadar çıkmaz sokağın içinde
rüyalarım neden böylesine güzel 
densiz coşkularım berrak sularda yüzüp
boşlukta yıldızları öpecek




artık bu dizelerin ne anlamı var
hangi cinayet bulmasını sağlar
ipsiz aşk kovalarının beni bir kuyunun köründe 



erdiğimiz tüm erinçler 
bahar günlerinden bir demetle cemrelenecek 



dramatik bir marttaydım
ağladım güldüm
kelimeleri yanyana dizdim
bence nazenindiler
sence travmatik
hadi dostum
ruhuma inen merdivenlerde sen yoksun
seni ağlayan martıya
gülen kargaya
emanet ediyorum
sözcüklerimi yanyana dizmeye devam ediyorum



haddini bilmeyen her dize bundur 
kalemin ucuna bakan için... 





Selma Dönmez 13 mayıs 2013

Karga sonatı

buğday tarlaları kenarındaydı
beton ülkesinin tabelası
yalvardı arkadaşları
gitme, başka yok ki sevgilerin dünya

baktı, gülümsedi
bir şarkı tutturdu bulutlarla




"içimde kaldı çocukluğum, gençliğim
açılamadığım, kalbinden tutamadığım sevgilim
sonra azarlarım gençliğimi sizin nezdinizde
öptürürüm ellerimi aşklarımın yerine"




korkulukların özlemi kanadında
burnunun direği sızlasa da
geri dönmeyi düşünmedi
şehrin renkleri
parlak ve çılgındı


gri bir binanın
yaprakları dökülmüş ağacına yerleşti
bilmediği yerde bildigi kadar konuşacaktı
çok asildi ve çok yalnız
her duyduğunu "asil karga soyağacına" yazıyor
ahalisi inanıyordu


ters köşede bile olsa kudret
orası tapınak
artık o ulu rezidans kargası
son saltanat ağacından
sanat yapmakta arabaların üstüne
tüm yıkamalara inat...
 

 Selma Dönmez 09 temmuz 2013

Zıbarma zarları zırvaları

 tavla oyununda dizili pullarız, zarlar yukarıdan atılır, kimimiz kırılır, kimimiz kapılanır, bazıları tekrar oyuna girer, bazıları erken çıkar ama yukarıda zarlar devamlı atılır ve tavla kapanır biz kimin kazandığını anlamadan...)
.........................................................................
..........................................................................


bir rüzgar esti, sırf toz 
kapatamadım yine de camları 
bakıyorsundur, seversin bilirim 
yağmur bekliyorum bunun üstüne
havada karabasan var can alıyor
bu acı eski; ta öfkelere heba edilmiş zamanlardan


zar at bakalım
ne gelecek?



beynim ağrıyor 
beyin ağrımaz dedi doktor



kızıl bir tapınağın
içine kapanmış ruhlar ağlıyor
yönsüz rüzgarlar mendiliyle
kan kokuyor günahkâr yakutlar 
bak yine beynim acıyor


zarların isimleri ne zor? 
sen söyle bana, ne geldi?


beynim ağrıyor 
beyin ağrımaz dedi doktor


sarı örümcek ağ işlemede 
katliam var belli
ellerimin dokunmadığı yerler var
ergen sivilcelerine değemediğim
parmaklarımın gösterdiği yön doğru mu?


zar atılırken
baht katılamaz mı?



beynim ağrıyor 
beyin ağrımaz dedi doktor


benim bile bilemediğim
yaşamları sana hediye etmek isterdim
açık camlardan gençliği yakalar mıyız?
rüzgarın can damarında uçup geleceğim
bekle e mi...


beynim ağrıyor 
beyin ağrımaz dedi doktor, yat zıbar!


 zıbarma zarları atılıyor tüm insanlığa inat 
yine hepyek gelmese bu kadar cana inat...




Selma Dönmez 18 temmuz 2013

Bırak öyle kalsın yokluğun

ayaz aşklar hep lâldir, bu ayazda söz bir katre baldır, baldıran otu içse aşık sorar; daha var mıdır?
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------




durakları var aşkımızın bu aralar
tanıyamadan iniyor durduramadığımız yolcular
kalplerimiz boyası dökülmüş hurda mavi dolmuş
gelen biniyor, inerken gülümsüyor; üstü kalsın!

iliklerimden yağ gibi çıkartıp kuruttun ayaza atıp
kör makaslarla kestiğin güneşlerimi
küçük bir kızın gözyaşlarını bardak bardak içerken
yastıkların altında kalmış bir dilek bulutları görmedi

 dediğim neydi ki? ben seni seviyorum


şarkıların ruhunda ısınmıyor kalp elleri
sözlerin anlamında bulamadığımız sevgiler
neyi anlatacak; aşk neydi?

hani sağır değildi kapılar
kalem yazardı bembeyaz kağıtlara
ve gözyaşları çarpışmadan aşkı görmezdi gözler


dediğin neydi ki? ben seni sevebilir miyim? 


"önce ben, sonra ben, vazgeçemem kendimden"
doğru mu bu, çelişkilerdeyim, neden uymuyor bana neden?
resmini çizmek istedim bu sabah
bakışların vardı sadece, ellerin neredeydi?
ayakların, saçların ya dudakların?


akşam sefalarında gülen pembe çiçek sabahı istemezdi
karşı ağaçtaki çocuğun okuduğu kitaba yazdığı satırlar
yıllar sonra çok gülümsetecekti...



 dediğimiz neydi ki, sevmiş miydik?


değişmiş anılar, hiç bir şey yerli yerinde değil
ahh Alpay! bir tek sen varsın; tüm kent benim gibi
ilk gençliğim , unuttuğum papatya taçlarım
pisi pisi otlarım ve mor çiçek açan ihanetlerin...

 denilenler neydi be canım, anımsamıyorum artık


hiç yaşamadın mı ergen aşkların ağlak gecelerini?
seni ara duraklardan kapmış kart bir yılın kucağında oturmuş
kiraz ağacı çiçeği pozları veriyorsun
düşen aşklar inme geçiriyor, bırak öyle kalsın yokluğun


her yokluğunun karası eteklerine çalar şiirimi...



Selma Dönmez 26 temmuz 2013

Kaos


korkularımı korkuluklar kavramakta
kurgularımla kurum kurum kurulup
kör kuyulara kapatıyorum kadehleri
kaçıncı kaçış kavgalardan 


korkuyorum...

kırmızılardan kırkıyorum kırkıncı kara kederimi
kaymış kadranım, kullukta kuşkularım
kuvvetsiz, kudretsiz kahveler kaçıyor kursaklara
kusmalı, kafatası kıranların koynuna


kızıyorum...

karga kuvvetleri karıyor kader kuralarını
kurallar kavramakta kararsızlıkları
kayalar kalkıyor karabasanlarımda
kavgalarım koltuk kapmalarda

kırılıyorum...

kol düğmeleri kahkahalarım 
koyu kaosların koynunda 
kırık kollarım karakolların kafesinde
kırgınlıklarımı kolaçanda

kaçıyorum...

keyif kanapelerde kaldı kaygısızca
kitaplara katmalı korkuları 
kalemlerle kesmeli katliamını kalemlerin 
kaypaklığın kıvrımlarında kardelenler kurumadan

kavgalarda kalıyorum...


karmakarışık kalabalıklardan kardeşlik kursu kazandı kafatası kahvehanesi... 


Selma Dönmez 14 eylül 2013

Belki de...


Kalbime gömdüm kendimi saklanmak için
Tüm acıların alazı bana, yanmalı yargılarım!
Sevda yaşanmalı; eller tutulmalı gözler bakılmalı
Âşık asacak ağaçlar hangi gezegende yetişir?
Saki dağıtır; içer, ağlar belki de güler
Neler parçalanır - bilir insan ruhunda 
Kadehlerin kahkahasını boğmak için aranan okyanus hangi ana karaya yakındır?
Ve ben…
Ve ben kadehte bir okyanus olduğuna kandım belki de

Duman grisi, süt beyazı veya kül sarısı
Maden kömürü, rengârenk olsa tenler ne olur?
İnsanlıktan vazgeçmenin bedeli, beyazdan başka renk tanımayanların ruhu kadar kara mıdır?
Ve gül
Ve gülkurusu bir renk değildi belki de

Tüm aşklarımı öldürdüm, sevgilerimi dut yapraklarında beslerken
Katilim, kirliyim - kelimelerimi yıkayıp cümlelerle arındırmadım
Düğüm atıp bağlaçlara zincir çektim virgüllerle
Nokta nokta yanar yaşam
Koyu renk boyanır tüm masallar yıkılmazsa yargılar 
Ve her şey…
Ve okuduğum her şey yanlıştı belki de



Balyozlar gerek kalplere takılan kulplara
Kırılmazsa yargılar duygusuz artık tüm algılar
Her kesin yargı yaşamda bir yanılgı, bir şarkıdır dünya - kim nasıl söylerse söylesin
"Merhaba! Yarın seni göremeyebilirim ama sevdiğimi bilmelisin." 
Ve yanılgılar...
Ve yanıldığını kabul eden uzaylılar vardır belki de

Şiirlerim merdiveni yıldızlara çıkmanın 
Sözcüklerimle yaşar tüm evrenim 
Ruhsuz neft gecede ayaz kalp gölgeli, aksi sedası iadeli
Ve dağlar…
Ve küstüğüm dağın odununu yakmamalıydım belki de

Aklımın at gözlüğü yargılarım nasıl kırsam - aşk bir rüyanın suya anlatımıydı
Ve hiçbir şey…
Ve bildiğim hiçbir şey doğru değildi belki de




Koy bavula anıları, al eline yargılarının balonlarını, ver bir mola ve dağıt evrenin
en kör noktasına


 Selma Dönmez 31 aralık 2013