28 Aralık 2011 Çarşamba


kim kovdu yarasaları ?




bir kayanın üstünde üç karga
kırıyorlar kelimelerin belini
kara mezar yarasaları tecavüze uğramış
çığlıklarından belli...

kim kovdu yarasaları
beni mi buldunuz tek sersem?




sanrıların eşiği; nöbet sabahlarında karışır düşünceler. karınca kararınca kararmış mıdır dersin?



sedasız hecelerde atılmış adımlar beyaza
gözyaşları arkadaş değil artık
eder tüm dualarını bildiği dilde
başka dil bilmez geceler

kim kovdu yarasaları
yeni bir dil mi öğrensem?



zırlamaların başlangıcı; adım atılır eşikten... balon perisi sonunda uçacak diye bir kural mı vardı? hangi bilmiş söylemiş?


yastıkla kavgalı olmak
ağlayamamak kadar acıtırken
ne melek ne şeytan yanımda artık
hepsi başka omuzlarda
ve uyku atlas okyanusunda bir dalga...

kim kovdu yarasaları
ver uykularımı sahiplendiysen?




eşikten atlamadan paspası siler karanlığın saçları; taramalı mıyım? siyahı seviyorum ve geceler çok şımarık sevenine



karamelleşir acılar
yıldızların paraklığında
uyanmak neydi anımsamıyorken
uyumak eski bir anı mı sahiden?

kim kovdu yarasaları
masal mı dinlesem?



uyku, karanlıkta mutluluğun kollarına atıyormuş; ben gece mutluyum doktor. sen uyu! yalan mı söyledim acaba?




şiirler sessiz beklerken
uykunun eteklerinde
tüm şarkılarda en az bir dize
sanki benim... kalbimin kaleminden

kim kovdu yarasaları
kayıp ilanı mı versem?



gecenin nikahı düşerken yıldızlara, güneş kör bakar ayın ellerindeki ağlamaların tüm anlamlarına


geceyi güne çeviren yarasalar
yeni bir yuva bulmalı
ve ruhum martıların çığlığında
yastığı yüzüne dayayıp
rüya denen aşkıyla buluşmalı









Selma Dönmez 15/10/2011

26 Eylül 2011 Pazartesi

bunalmaların zirvesidir bunama.....

(Korku yaşlılığın efendisi olduğunda; gençliğe yenildiğini unutur.korku bile bunar.
İnsan bunasa çok mu? )




kapı kapandı
karanlıktı
yaşamak sınırını aşınca
hafıza defterleri karalandı
bunalmaların zirvesi bunama...




süresiz ışıksızlık
arzulanan çocukluk
işte avuçlarında.
kaçmak yaşanmış zamana bunama...




bir gün, herhangi bir saat
beyin seyahatte
gelgitlerin
acıtan gülümsemesinde
ruhun valizlerini unutması bunama...




unutmak unutulmaktı
tüm aşinalar artık yabancı
sınırsız umursamamalarda
sorumsuz sorunluluk bunama...





takıntılı günler
parayla didişmeler
eşyalarla sevişmeler
depresif sövmeler bunama...


sayaç sıfırlandı
kapı kapandı
ve karanlıktı...



bunama bir muamma/ tanrım canımı almadan aklımı alma...






Selma Dönmez 5 mart 2011

22 Ocak 2011 Cumartesi

müsvedde defteridir yaşamın

aşk muacceliyyet kesbederse /deli gömleği ziyandır...







sana bu son şiirim..gömlekten kurtuluncaya dek iyi bak kendine...

--------------------------------------------------------------------------------




ağaçların halay çektiği evlerde
gökyüzü hayal perdesiydi
söğüt altında çalınan zamanlar
meşe palamutundan bebekler
atladığımız çift ipler
düşmelerin ilk denemesi...



dal kırıldı fidanken
topraktan çamur yapıp

çaputlar bağlanmadı; mevsimsizlikten
göz yaşları merhem olmadı üstüne geceleri...


hesapsız bir dönemeçti, dönülmez yıllar
kaza yeri, moloz yığını
enkaz temizlenmeden
kızıl örümcek karar ördü
zamanın parmakları yüreğe değmeden
yakaladı tam mihenk noktasından...



turnaları kör etmeyi şans sayarken
yangınlarda karardı ateş böcekleri..
denedi sabrı yıllar üstümüzde
ne sende tükendi , ne  bende.
bir çıyanın kıskacında bağlandığın yaşam
müsvedde defteri...


oynamayan tüllerin
sorgucu taş duvarın suratına
lanetini savurur
sayılamayan günlerin
uyduruk hesabında güler gözlerin
tanımazken kendini yaşdönümlerinde
ince noktasına denk geldi yaşam
ruhun canla kavgasında
çözülmedi kördüğümlerin...


yeşillerin içinden bir yeşil seçtim
gözlerin geldi ellerime
kalmış bir yerlerde aramadığın
gri, ezik bir güneş doğarken
hiç görmediğim pencerenden
bir cam aç bana
havalandır tüllerini ruhuma
aynı duayı nakarat etmiş kalbine
şarkılar armağan ediyorum
hepsi de uyuyor halimize, pür mealimize
müsvedde defterimize...





unutulmuşluğun unutulmazlığında / anlamsız cümleler yerinde kalsın







selma dönmez


23 ocak 2011

7 Ocak 2011 Cuma

orkide üstünde katran

Şiirin Hikayesi

deniz börülcesi ve çiğ köfte bir tabakta, tutunamadılar imbatta; otuz yıl da olsa
------------------------------------------------------------------------------------------------
sersemoş bu şiir sana...bencil aşıklar kendi türküsünü söyler dediğimde sevmiştin ya...bırak bencil aşıkları otuzbeş yılın ardına ve sakın dönüp bakma... sevgiler izmire ve sana...

--------------------------------------------------------------------------------














düşüncenin resmini çizemedi ki hiç
mektup yazmayalı binlerce yıl oldu
bunlımdayken tüm şiirler
saçmalar harfler, anlamlara yalnızlık düşer ***************************************************








iki siyah boncuğun pırıltısıyla
sözcükler ruhuna harf harf giderken
sonuçsuz savaş sevişmeleridir
müebbet kırılganlığın adı




                         yürek sözlüğüne bir yazık eklenir




varsa aşk; ruh yokluğunda
beyaz orkide üstünde katran
adsız bahçelerde
sorgulanır beynin sarmallarında






                              hatalar avuca damlar yanılgı kaynaklarında


karar kalıbını geçirdiğinde aklına
neresinde dursa dünyanın
ayaklarına çiviler batar
biraz uzaklaşır, hatalarla uzlaşır






                         sevdiği mor gözbebeğinde uydudur,




omuzlarına atar kırmızı şalını
başka bir dildedir kahkahaları
’açık yara’ bir sevda
yarım ömürlerin tutkusu




                kalabalık onurlar çiğnenirken fütürsuzca




bir kara gözün kömürünü yakıp
hak verip aklar
gözlükleri takmaz artık yatarken
görmez uykuda gerçekleri


                                                 fedakarlık orta malı bitpazarında




eğilen dallardan alınan güller
rüyaların saçlarını boyarken
kahkaka takılır bir kuyruklu yıldıza
gezer güneşi, ayı, dünyayı ve tüm hain okyanusu...




altı da ateş üstü de dünyanın/ yürektedir belgesi tüm ekleriyle ihanetin...




Selma Dönmez 18 ocak 2011