11 Ağustos 2010 Çarşamba

güneşe durmak







bir hırsız adımla yaklaşıp çaldığında yaşamları
durgun ve dargın bakışın
tuzlu sularda yıkanmış bir balık kadar temiz miydi?


başucuna koyduğun satırların gri silik ezik dipnotları
çalınan iadesiz yaşamın felsefe dersi öğretisi
kardan yorganlar altına saklarken sevimliliğini aşkın
geceler düğün yatağı gibi süslerdi üstünü
baharda karlar toprakla öpüştüğünde balçıklanınca anılar
güneş tüm günahların üstünde adaleti tartar...



arsızlığında gecelerin kuşbakışı bir yaşamı seyretmeli
ve mutlu olmalısın
her şey kalsın, çaldığın gülümseme sende ise
gülümseyiver...



haydi soy günahlarının kabuklarını
tavaf et ahlarının dolambacında
aç avuçlarını
düşüncelerin boğarken uykularını
ıslak dualarını
tüm duvarların kesiştiği o köşeye
yolla...



ağlama çukurlarının dibine sonsuz kere vur
kendini
çarpım tablosunda çarpılsın tüm yanlışların bedeli
ve aynaya bak düşüncelerin nakavt edecek aklını...



ne zaman aynanın sırları ruhunun sırlaryla öpüşürse
elindeki kalem kağıda gerçeği fütursuzca dökerse
bir parmağın ucunda sayılabilen yıllar
saçların kadar aksa
sorguların gürzü vurur ruhundan...



yalnız bulut olmanın keyfini
bugün defterine kaydet
başlangıç de ilk de
bir ağlama duvarı da dile ki tanrıdan
gözyaşların kurumasın...




anılar sandığında yangın var onları da bulamayacaksın
aşkın anaforunda şimdi değil
yıllar sonra boğulacaksın
açelya çicekleri kışı sever
sen de solacaksın
en güzel yıllar
en çabuk gecenlerdir
en güzel güller en çabuk solanlardır
en güzel aşk sende kalandır...



hiç bir yastığa baş koyamayan
simetrisi bozulmuş ruhun
cam kasede sardunya demeti bir dünya şimdi...



gel ruhumu öp rüzgar
al dağdan denize boynu siyah benekli üveyikle
yarım yamalak düşlerimi sana emanet ettim...




güneşe durmak / durmadan yanmak/ oldum olası oldu molası vermemiştin /denemeye değmez mi ?



selma dönmez 11 ağustos 2010