11 Ağustos 2010 Çarşamba

güneşe durmak







bir hırsız adımla yaklaşıp çaldığında yaşamları
durgun ve dargın bakışın
tuzlu sularda yıkanmış bir balık kadar temiz miydi?


başucuna koyduğun satırların gri silik ezik dipnotları
çalınan iadesiz yaşamın felsefe dersi öğretisi
kardan yorganlar altına saklarken sevimliliğini aşkın
geceler düğün yatağı gibi süslerdi üstünü
baharda karlar toprakla öpüştüğünde balçıklanınca anılar
güneş tüm günahların üstünde adaleti tartar...



arsızlığında gecelerin kuşbakışı bir yaşamı seyretmeli
ve mutlu olmalısın
her şey kalsın, çaldığın gülümseme sende ise
gülümseyiver...



haydi soy günahlarının kabuklarını
tavaf et ahlarının dolambacında
aç avuçlarını
düşüncelerin boğarken uykularını
ıslak dualarını
tüm duvarların kesiştiği o köşeye
yolla...



ağlama çukurlarının dibine sonsuz kere vur
kendini
çarpım tablosunda çarpılsın tüm yanlışların bedeli
ve aynaya bak düşüncelerin nakavt edecek aklını...



ne zaman aynanın sırları ruhunun sırlaryla öpüşürse
elindeki kalem kağıda gerçeği fütursuzca dökerse
bir parmağın ucunda sayılabilen yıllar
saçların kadar aksa
sorguların gürzü vurur ruhundan...



yalnız bulut olmanın keyfini
bugün defterine kaydet
başlangıç de ilk de
bir ağlama duvarı da dile ki tanrıdan
gözyaşların kurumasın...




anılar sandığında yangın var onları da bulamayacaksın
aşkın anaforunda şimdi değil
yıllar sonra boğulacaksın
açelya çicekleri kışı sever
sen de solacaksın
en güzel yıllar
en çabuk gecenlerdir
en güzel güller en çabuk solanlardır
en güzel aşk sende kalandır...



hiç bir yastığa baş koyamayan
simetrisi bozulmuş ruhun
cam kasede sardunya demeti bir dünya şimdi...



gel ruhumu öp rüzgar
al dağdan denize boynu siyah benekli üveyikle
yarım yamalak düşlerimi sana emanet ettim...




güneşe durmak / durmadan yanmak/ oldum olası oldu molası vermemiştin /denemeye değmez mi ?



selma dönmez 11 ağustos 2010

7 Haziran 2010 Pazartesi

yamalıdır şehrimin bulutları

bu şehre astım kendimi karasal iklimlere veda ederken


yoksa iyot kokusu muydu başımı döndüren

ben on yedi yaş uçurtmalarına çıta takıyordum

kuş kanatlı bir bulutta ve sen yoktun ufukta

hey kara ikliminin aşık gençleri

siz biriktirirken ayakkabıları kapı önlerinde

aşk dolandı bu şehrin her yerinde

bilemem ses girdabında kendini duyar mı ?





yamalı aşklar da gördüm bu şehirde

gri bina boyalarını allık yapan

yaşam sevincine zıt renklerde

her kalbin bir zulası var İstanbul’un sonsuz

kapıları çalmadan girer lodosla

ve dikiş atar yürekler küflenip her aşkta...





bu şehir şeytan üçgeni de

senin şehrin melek dörtgeni mi diye

sordum zayi olmuş bir yüreğe

nefesi yetmedi;

gururlanırdı kara iklimi aşkları diye

iyotlu aşkların gerçeği daha keskindı oysa...



aşkı kim kaybetti zümrüdü anka kuşunun kanadında

belli değil

bunu suç sayar bu şehirdekiler

almazlar üstlerine aşk kaybolsa da bu şehrin semalarında

nedeni vardır; güneş erken doğmuştur, ay geç batmıştır

ve aşk uykuya gelincikli bir yastıkta sonsuza dek dalmıştır

yamalı aşklarla yaşar bu şehir ama aşk işte

İstanbul’a rüzgar kadar deniz kadar benim kadar yakışır

sarıldığım yabani kestane ağaçlarında

gerçekler her bahar tekrar yeşerir

boşa meyveler verir ve güler





burası İstanbul hey aşk!

tarihini bu şehir yazdı...

ve aşk doğru sokağının yanlış çıkmazında arandı

kentin gölgeleri düşerken asfalta

zil çalardı etekleri umursamazca...





elektrik tellerine takılan uçurtmalarım

aynı sonlardayız

onlarda toprağı gözlüyor ben de

ah İstanbul !

neresi olsa gidip de yatsam mı?

yoksa ağlamış dedeye kök mü salsam?






Selma Dönmez 8 haziran 2010

29 Mayıs 2010 Cumartesi

yaşamaya bahane gerek

ne zaman bir türkü duysam

altı yaşında bir çocuk olurum

yastığıma sarılır

kımıl zararlılarını bulurum

radyonun sesi derinden girer kanıma

ruhuma sarmalanır ayrık otlarım ...



ne zaman bir şarkı duysam

onbeşine basar yaşım

sevdalanırım kimse yaşamamışcasına

gri  bulutlarıma yaslanır, ağlarım



ne zaman bir marş duysam içim titrer

kutaramadığım ülkem gelir aklıma

gençliğin tozları uçuşur havada

ekmek arası aklımı yerim

ızgara olur ciğerlerim ...



ne zaman bir şiir duysam

söylenmemiş dizeler

yazılıp atılmış şiirler

kalbime süzülür nefes gibi

tüm yaşamım ıhlamur kokar

yaşadığıma memnun olurum ...

19 Mayıs 2010 Çarşamba

depresif mart

nisan yağmurlarıyla ıslanmayan aşıkların

yüzlerinde şeftali çiçekleri

kalplerinde aşkın tarihi

ödev uzun yıllardı

meyveye yalnız durdu aşk...





mayıs aşk mı aşık mı derken

kırgındı belkide bir ara durakta

bir aşk ekspresinin bozulup kalmasına

yıllardan rol çalmasına...





haziran şiir ayları

yüreğin hücrelerine

gönüllüce ezber tutturulan

dize dize aşk aradığımız

sonra oturup ağladığımız





yazlar var mıydı biz nerdeydik?

anımsamak zor

hep kışın yaşamışız

aşıklar kışı yaşar

şairler gece yazar ya öylesine...





eylül senfoniler şirler sana

düşen her yaprakta küser aşk bana

şiir titrer sevginin ilk soğuklarında

yüreğin kazağı güvelenmiş ayrılıklarda...





ekim'in hassasiyetinde döküldü

yürek denkleri

resimler ve mevsimler tartmadı birbirini



kasım sarı aşk sarı

takıntılı aralık

yeni sevdaya atladı

ocak'ın  kibirinde aşk yanmadı

gururla aşk aynı yerde yaşamadı

gülümsemedin aşka hiç, depresifsin mart

kendini bulunmaz sanıyorsun

sen depresif ben serseri!

aşk manik mi depresif mi?



bilmiyorum ama

şu anda pembe bir depresyondayım

ve aşk gökkuşağımı boyamakta

ister geçici olsun, ister psikotik

alır be aşk ruhsat

aşk güzel şey mart, depresif mart..  
 
 
 
                             Selma Dönmez               19 mayıs 2010  

23 Nisan 2010 Cuma

Sevda Hakkı

Şiirin Hikayesi

Kıyametler kopuyor zavallı yüreğimde
Tükendim tükendim tükendim artık
Hiçmi özlemedin hiç mi hakkım yok
Bir ara bir sor allah aşkına

diyen zamanı geçirmiş tüm aşıklara...kayahan ustaya saygılarımızla...


...



sevdanın hakkını istemişsin.
aldatıldım demişsin...
hakkı nedir sevdanın...
sadece ağlamak...şiir yazmak.
bunun hakkını veremem.
sana bunun için söz veremem.
sevda okyanusta fırtınadır.
yakalanan gemi ıslanır...



sevdanın hakkı sevmektir.
buda sevene ait
bir hak demektir.
hakkın bende kaldıysa
helal et...ağır gelir.
sen yeni sevdalar
çağır gelir...



Selma dönmez 5 mart 2009

Kedi tırnağı dinle beni

turuncu kıskançlık rengidir bana.
sarı elele tutuşmaya özlem.
kırmızı azarların rengidir.
gögem rengi annemin sırtı
beyaz ,onu gördüğümde yüzü ...



kedi tırnağı biliyormusun?
ben hiç babama aşık olmadım.
hiç kıskanmadım küçük kızları
ve hiç ağlamadım ...



ben babamı sana bıraktım kedi tırnağı.
hep sarılmak istedim ...
sen sarıl yerime renklerinle sevgi ver
ben aşık olamadım ,sen oluver ...




Selma dönmez 6 mart 2009

Dişidir gemiler

dişidir gemiler
ince bir çığlıkla
şarkı söyler geceleri
sahnesi okyanuslar
dişidir gemiler
salına salına gider...



dişidir gemiler
eteklerine sarılan
okyanus öfkesine güler
başında esen fırtına sevdasına
gönlü titrer
beste yapar gemiler...



dişidir gemiler
eğer ondaysanız ve onlaysanız
anlamazsanız ,aşkını sevdasını
karanlığın içinde sarar sarmalar.
atar okyanus sularındaki
ayrı bir sevdaya sizi...



Selma Dönmez 7 mart 2009

Selmin

gene sabahları gelip kaldırsan beni
kızsan çekik gözlerinde kaynak yaparken
bahar dallarında kuşlar gibi şakısam
gönlünü alsam gene ...

otuzaltı yıl geçmiş sensiz
ankarada çetin olurdu kışlar
ben gittim ,sende bitirdin
karları, damlardan sarkan havuçları ...

maskenin yollarına kaçtığımız ayaz sabahlar
geceleri yazdığımız mektuplar
saatler uçar mıydı beraberken ?
yokuş aşağı yuvarladağımız ipler...

sen gönlümdeki kadim dostumsun
yanıp gitmiş sigara iyidir içilmişten
benim dostum bence seçilmişten
yılları kaçırdık ,günler geçilmişken ...

arkadaş sevmek kendini sevmektir
iyisini bulmak iğne deliğinden geçmektir
dört yıl altıay yirmisekiz gün daha beklerim
buda bence zamanı seçmektir...


Selma Dönmez 8 mart 2009

Yüreğim gözlerimde

yağmur yağıyor bugün istanbul’ da
yüreğimi aldım ellerime
yıkadım ,yıkadım, yıkadım.
anlamadım ,neden ıslanmıyor ?
baharlar gelin etmiş şeftaliyi kayısıyı
onlar bile ağladılar yağmurda
bir yüreğim ıslanmadı ...

şarkılar söyledim içimden
hep aynı şarkıydı ,birde baktım
takılmış orda bir yerde.
bulutlar yağmurla indiler gönlüme.
çamlar ağladı ,selviler ağladı.
bir yüreğim ıslanmadı ...

yağmur yakışıyor be istanbul !
kokun aşk oluyor yağmurda
yüreğimi geri koydum yerine
gözlerimden yüreğime inen
bu küçücük anda baktımki ben
istanbul değil ağlayan
yüreğim gözlerimden inen ...


Selma Dönmez 10 mart 2009

Saçma

hoşgeldin çatışmaya...
yüreğimde silahlı milisler var
top tüfek tank sesleri
vurulursun belki
belkide arada kalırsın

geri çekil...



bu takip edip kaçmaya
benzemez savaş alanına
girip savaşmadan
bu savaşta kaybın büyük
umudun küçük

geri çekil...



güle güle diyeceğim
gözlerimle seveceğim
sen alışıksın kaçmalara
gelmez yüreğin saçmalara
vakit tamam

geri çekil...


Selma Dönmez 11 mart 2009

Altın Vuruş

olmazki böylesi vuruşlar
istemem ıssız dokunuşlar
uzaktan görmek yetmez bana
dukunmalıyım siyah güllere ...



asrın sevdası dedi sarı kız bana
içim titredi üşüdüm temmuz sıcağında.
yazmadı tarih dedim ağlayarak güldüm,
ve selam verdim ölümlere ...



sandığımda sevdalar da var ayrılıklarda
ruhumda yaşamda var ölümde
sana yanıt veremem dillerim ağılı
yazamam artık ellerim bağlı ...



her neredeysen orda kal öylece
sevda farz ayrılık sünnet bil böylece
bazen kaybeder insan kazanarak
sevda büyür gözbebeğinde onu anarak...



unut gitsin demiyorum ,diyemiyorum.
koklamadığın çiçeği kıyar mısın koparmaya?
bırak kalsın zehirin zembereğin içinde
altın vuruş yaptın sen fi tarihinde ...


Selma Dönmez 15 mart 2009

Rölans

Şiirin Hikayesi

Rest çekilmiş ama merakta etmiyor değilim muhatabını rölans mı dedi varım mı?
diye sordu şair..tebessüm edip yolladık..yanıtımızdır....
ilker pamukçu üstada saygılarımızla...


...


karanlık bir oda
duvarda iki tablo
kırmızılı kadın
siyahlı adam
adam uzun
kadın kısa
ortada yuvarlak
maun bir masa...



yüreğimi koydum
ortaya, başladık
oynamaya
sinek , maça , karo , kupa
rölans , sürrolans
sonunda kaybettim
be ekselans...


Selma Dönmez 19 mart 2009

Selmin 2

bakma bana öyle siyah beyaz
kolay değil kuşun kanadında
güneşi ıskalamak ,kolay değil
bulutlarda dolulara yakalanmak ...



bakma bana öyle en masum halinle
bu beni silahsız öldürüşün
ellerim gemici halatında
kollarım zaten yoktu ...



düne ait tohumlar kurudu ambarında
harman yapmadın , ekin yandı tarlada.
bir savaştan yorgun çıksan da
gelincikler savaş çiçeğidir unutma ...



verilmemiş söz, gülünmemiş göz gibi
yüreğin üflesem sönecek köz gibi
affet birtanem sevgimden başka
birşey veremedim ,yabani dut gibi ...


Selma Dönmez 21 mart 2009

Mor Sarmaşık

mor çiçekli sarmaşık anımsamaz
ayın o zamanlar nasıl aydınlattığını
yüreğimin en karanlık sokağını
ben de kalmış sevdalar kinsizce
bir adımı takip eder sessizce ...




deliliğm de sevdadan bi parça
sevdam da deliliğimden
insan sadece iyi diye sevilmez
yürek bu bilir mi aklın yolunu ?
şaşırır bazen sağını solunu...




her dalına bir yanlışımı astım
her çiçeğinde yüreğimi bastım
sarmaşık hatalarım benim
sonuna kadar kefilim
sevdadan yana sefilim ...



sen ıslandıkça sevda yağmurlarıyla
hesap sordummu ben sana ?
sevdanın biri sana biri bana
bırak orda kalsın ayım güneşim
ayrılıklar benim ruh eşim ...




değmez be sarmaşık ağlama
geliyor hazan sonunda
dayadık merdiveni yolun sonuna
sen toprağına ben toprağıma
ağlayan bile olmaz sonunda ...



Selma Dönmez 23 mart 2009

Camlar ve Kasvet

Teşekkürler İlker Pamukçu.


sırlı camların arkasında yaşam ;bir tutumluk canı var
elimi atsam yanımda, atmasam kocaman bir sabır taşında
camlarla bağlansam da hayata, can vermez anım bana
düşeceğim boşluğun elleri vurur azıcık aklımın alnına
çağırır dalgalar sarıp yorgan olmaya yastık olmaya ...

sırlı camlarda bulmak istesem yaşamı, bir sır var paylaşamam
sırrına erdiysem eritir beni, aslına döndürür anlamam
fırtınam boram kasırgam bildiğim ne varsa uçuran
durur o anda , taş olur bedenim gidemem kalamam
seslenirim bir uçurum kenarından kimseye duyuramam ...


geceler ve gündüzler kardeş oldu bu camların ardında
yıllar atladılar derinlere, bakmadan ağıtlarıma da
sevdalar camlarda ,sevdalar canlarda ,sevdalar anlarda
yaşamın kıyısında gidip geldiğim zavallı zamanlarda
ağlayamam, gülemem, görmek istediğimi de bilemem ...




Selma Dönmez 26 mart 2009

Dar giysidir gençlik..

Asırlar geçmiş gençliğimin gölgesi üzerinden
Sudan çıkmış kedi duygusundayım bu duruşta
Anlaşılmasın ne dediğim istiyorum ,öyle anlaşılmasın ki
Ben bile düşüneyim...Niye demiştim ? Niye niye ?
Karanlığım yoktu, çiceklerin açtığı bana malum olurdu
Cemreler bir emrimle yeryüzüne düşer ve gülerlerdi
Gölgesinde seviştiğimiz sular öper miydi gözbebeğimizi ?
Çamlar dokunuşuma titrer miydi ? Ürkek ve korkak ...


Asırlar geçmiş gençliğimin adım izleri üzerinden
Bu anason kokusu siner miydi? Gecelerimize nikotinimsi
Sabahların uyutmayan aşıkane konuşmalarında
İstanbul anlar mıydı ?Kimler aşık ? Kimler deli ?
Peşimdeki gölge nereye kadar gelebilir? Ellleri kelepçeli
Karanlığın izlerini takip etmek bir bakışın ucunda
Sabahı bulmak kafayı bulmaktan kolay mıydı akşamın kızılında ?
Karışmayan saatler, günler, ayların olduğu genç yıllarda ...


Gençliğim gölgelerde ,gençliğim adım izlerinde
Gençliğim bir ağacın yeşil gözlerinde zincire vuruldu
Artık zaman ,mekan, gece ,gündüz ,dakika ,saat kalmamış
Merdivenin altında biten otlar! Üstte yıldızlar varmış ,bilemezsiniz
Anlamayacaksın. Anlayamayacaksın ne dediğimi
Sadece ben bileceğim. Ben yazdım .Yudum yudum su içercesine
Hesaplarım bana ,hesaplaması zor olsa da..Karalama defterim de bana
Paralamak mümkün olmadan yaşamak zorunda kalmak uğruna ...


Selma Dönmez 28 mart 2009

Ayazda bir saka

lodos var yine İstanbul ’da
Duaları kapalı dudaklarında
Aklı bitimsiz duygularının
Önüne geçmesin
kalsın ...

Duyguları deniz sakinliğinde
Aklı firari göl sınırlılığında
Kalsa da kalmasa da...

Vurulmuştur o bir dev çınara
Görünmek istemez
Ağlayan sessiz
Yağmurlu rüzgara ...

Dokunduğun ilk ten olacaktır.
Öldüğün beden !...
Sorma neden ?
Artık ilkbaharın , sonbaharın
Kışın yazın
Senin tek nazın
Olsa da olmasa da...

Sen de teslim ol bir papatyaya.
hava kurak ve ayaz.
Aklın çiçeğinde kalsın
Saka kuşları sevmez
Başka yuva
Bakma sen
Havada esen ayaza ...

3 nisan 2009 selma dönmez

Tını ve Gece

sadece tınısıydı şikayetim
sadece kelime hoyrat
anlatamamak..
yoksa nedir ki yaşamak ?
hani hep derdiniz
söyleyiniz
"yaşam içinizde kalmasına değmez"
sadece tınısıydı gecenin...
ben mi narindim gece ?
gece mi narindi yoksa ?...

kırılmazsanız
uymadı geceme
gölge çıktı önüme
savunmada sizi...
neden bu kadar naif hissettim
bahardan mı ?
bilemem...

size bıraktım
denizleri ,baharları
sevdalı şiirleri
hoyrat gelen tınıları...

aslında
birşey de yokmuş tınılarda
ruhumun canı sıkkın
yaşadığından bıkkın
ona bir ders vermek gerek
azıcık susması gerek...


selma dönmez 6 nisan 2009

Sevda yükü

ey dünyanın tüm taşları!...
durun!...
ben kıracağım sizi
dünyanın madenlerini
ben arayacağım.
tüm analar!...
ben varım
yerinize doğurayım
çocuklarınızı...



vardiyalar benim olsun
üç beş nöbetlerine gerek kalmaz
mesaileri de ben yaparım
yüklerinizi bana verin
taşımayın ey hamallar!
uzun yol seferleri de
benim olsun...



yeter ki alın
çilgın sevdalarımı
yürek çarpıntılarımı.
ilkbaharlarım sonbaharlarım
sizin olsun ağlamalarım
yeter ki alın alın
bu başbelalarımı..



Selma Dönmez 4 ekim 2009

küflenmiştir özürler...

özürler yüzyıllık, küflenmiş
yosun tutmuş, mahzende
ahh!.. geceleri ağlarım ben...


gündüzlere saldım
yüzsüz özürleri
gecikmiş bedelleri öder
gözyaşıyla insan
bir sabahın grisinde çalan şarkı
nisan yağmuru saflığında
adam eder insanı.


özürlerin küfünü temizlemez
hiçbir güzel söz
hiçbir ateş ve sendeki köz
insafını el almış yüreğim
şarkılar da ağlar
ama
sana kısır gözyaşlarım
kalmadı kalbimde
kiralık köşe.


yazma!
okuma !
konuşma !
anlatma!
bütün emir cümlelerim olumsuz sana.
gülme!
ağlama!
yağma yağmurlarınla
bu nisanda deli aklıma .
saçlarıma aşkla bakma
şarkılar tutma gülen gözlerime.
anla...
anla ki
vaat edilmiş mutluluk sana
ancak yüzyıl önceki renkli rüyalarda...



selma dönmez 14 nisan 2009

Teneke kalp

kalbin taştan diyorsun
ah!...
yanılıyorsun
bilmiyorsun...
tamamen sactan
tenekeci kesti
şekli güzel verdi
oluklar da döşedi.



yoktun görmedin
karlar yağdı üstüne
dolulara dayandı
fırtınalar atlattı
yağmurlar sessizce indi
oluklarından ...



serçeler yuva yaptı
kalbimin kenarlarına.
hiçbiri kalmadı
gönlümün baharlarına
senin gibi gittiler
kalbin taştan diyorsun
ah!...
sactan
bilmiyorsun...




Selma Dönmez 16 nisan 2009

Emrin olur ruhum

bir çukur kazmalıyım derin olsun.
belende de olur gönende de
toprak nemli olsun, tohumu
geçen baharlardan hediye.
kazın!... en ufağından
büyük olmasın sığarım ben.

ayak ucuma sevdalarımı
başucuma yüreğimi koyun.
tuzlu sularımla yıkandı yıllarca
dayanır her badireye..


anılarımı ellerime alırım
aşklarımın yüzü suyu hürmetine.
vazgeçilmez zamanlarımın
tüm canlılığı dursun;belki yanılırım.


üstüne yol yapabilirsiniz
kırmızı kamyonlar geçsin arada.
sevdim de ne oldu yazar. bilirsiniz...!
bu adamların derin sevdalarını
çocukca merak ederim.
köz olmuş sözlerle
yazıp söylenmeyen ...
belki durur anlatırlar.
ya erik ya kızılcık
bir ağac dikin, farketmez .
iki çaput da benden üstüne
dilekleri bağlansın sevgiyle.


bugün derin çukur sevdası gelmiş
ruhumun ücra bir yerinden
istedi .ne yapalım en derininden
ben de ayrık otu isterim en yeşilinden
beklemiyor;benim canım ruhum
hadi,bir kerede yerine gelsin dileğin.


selma dönmez 19 nisan 2004

Sızar sevgim...

Şiirin Hikayesi

can suyunda sevgi alamayanlar ömür boyu sevgi sızdırırlar.aşk da bebek gibidir,iki kişinin istemesi gerekir.hükmen mağlup yoksa; bebekte , aşkta..

--------------------------------------------------------------------------------


beklenmedik konuktum ben
bir cansuyunda beklerken.
bilemedim, can verilip sevgi
sayılacağını...
aktım,can verenlere ben.


sevgiye nakış işlenmeyen
yerde kalamadı gönlüm.
hep gitti, kalana gülmedi...
yoksa ;emeğin hası, sevginin ası
tutulsun, sevdanın yetmiş yıl yası


beklenmedik konuksun .şimdi sen de
isyan eder, yüreğim bu misafirliğe
beklenmedik aşk, beklenmedik para
ikisi de kalmaz, gidiverir bir anda...


beklemem artık, ben belirlerim.
kurallar benim, istediğimi severim.
yüreğimi eski, yeni demedim
tüm sevdalarda demledim...


alınabilirsin sözlerime; kırılmam.
hallaç atmış, sevgilerini tutamam.
benim sevgilerim yüreğimin gözlerinde
çifter çifter asma kilitler üzerinde...


sokulma kalbime,sızar sevgilerim
depreşir bendeki eski sevda ezgilerin.
anlatma istemem artık, kalsın anılar sana.
belki bir gün; bir kumru konar, sol omuzuna...


selma dönmez 25 nisan 2009

hoşcakalsın gölgeler


hoşcakal 


benim caddelerim senindi
yok olmuş bir kaldırım taşıydım
ayağına değmedi yüreğim
gözlerin aramadan bir gölgeyi
seninle gitti
yarını yok bu vedanı



sadece söylemek değil bu
hoş kalmanı ister tüm özleyişler.
ağlamak zor mu veda edene
taş olmuş ağaçlar görmedin mi
çamlar duygusuz saksılarda büyümekte
arkandan bakmadım
istesem de bakamam
sığda bir tetra balığıyım görmez gözlerim
tutmak isterim balık kanadı olur ellerim
iyi bak kendine


hala konuşuyorum seninle
üryan ten masumluğunda
bulutlara atıp kendimi
sevda mırıldanmakta
beynimin kıvrımları
ay kemancı, güneş gitarcı
dinlediğim son bestesi kutup yıldızının
"incinmemişken henüz duyguları evrenin
ince bir alay var zamanın kaçışlarında "

baharı bekledim yağmurların ardından
yağan bulutlarımın ağıtları mıydı
yalancı bahar bile unutmuş beni sevdiğim
selamsızdı kalın dudaklarını aralayıp esmedi

hoşcakal gölgem
bir tek nefesin kaldı bende
koydum onu da yüreğimin cebine

Selma Dönmez 29 nisan 2009

Mukavva kalkan

Şiirin Hikayesi

bir televizyon kanalında haberlerde izlediğim çocuk oyunu. izlemek yürek acıtıcı.yaşamak nasıl ?


...




ahmet, ökkeş, mustafa, hasan
anlamıyorum ,zaten epey
tahtam noksan.
deliyim ama fikrime değil engel
çocuklardaki oyun
odak noktam...

taş olmuş panzer
ahmet oturmuş sabit
sürüyor aracını biteviye
militanlara...
onlar da mustafa ile hasan.
ökkeş yüzünde sarı çilleri
mukavvadan
kalkanın üstünde kurşun delikleri
çentmiş özenle
her bir deliği
tahtadan silahlar çapını bilmezler
kaleşi doğrulttum, öl
emir ciddi gülmezler...

bir naylon araba yok sürecek
bir tahta at yok sallanacak
babanın derdi bir ekmek ancak
açtığım çukurlara kimleri gömeyim
elimden birşey gelmiyor
seyrederken öleyim...

çocuklar oyunda
gitmiş geleceğimiz
budur ancak bu oyundan bileceğimiz!...





selma dönmez 1 mayıs 2009


ŞİİRİN SESLENDİRİLMİŞ HALİ İÇİN TIKLAYINIZ.

sevgili terelelli tarafından sevgiyle seslendirilmiştir..teşekkürler duyarlı güzel sesli kız....

Sudur aşk

aşkın kaynağı bir kaç damla su
öyle gelir tenden ruha
en sulu zamanlarda
su koyverir sen tam sırılsıklam olduğunda
sulanmış çiçektir ilk güneşte parlayan
görürsün damlaları aşk gibi
dokunamazsın tabu gibi...


aşk pamuk tarlalarında ırgatken
suya kanmamaktır
bir uçtan içerken diğer uçtan yanmaktır
benim aşkım lacivert okyanus
sen bir deniz kenarında ağlarsın umarsız
sularımız tuzlu işte yağmur olmasa da...


yüreğinin camlarına vuran
ahmak ıslatandır aşk
sildikçe yeniden yağar
ilk aşk içtiğin duru bir sudur
kanmazsın sonra derelere nehirlere...
yıllar sular seller gibi geçer
alışır yürek buz ayrılıklara...


yüreğinin suyu yine akar
yine başka sularda kaynar.
nehirlere bazen derelere karışır
kuru toprağını besler ruhun
sen sularıyla beslenirken aşkın
sonbahar yağmurları geçer
kırkikindiler sormazlar bile
aşk bu ...
biterken bile bir kaç kova su
bir selvi gölgesi biraz kedi tırnağı
ve bembeyaz karyolası kara toprağın...



Selma Dönmez 4 mayıs 2009

Kızmazsın değil mi ?

atadan, babadan kalan
sokaktan, çakaldan
öğrendiğim sinkaflı
tüm küfürler alt alta
not edildi yüreğin
müsvedde defterine
sana yollanmak için...


biraz gecenin üçüne
birazı sabahın beşine
bir ikisi gözkapağımı tutan mandala
saat başı uyanmalara az küfür ayırdım.
kırkmetrekare bana alan
istanbul’ a küfür talan...
kablo ucundaki aşklar
gri camdaki eski sevgili de
aldı payını bolca sayfadan...


dondurucusu olmuş yüreğin
soğuk yataklar
bomboş bakan
boş terlikler
sandalyesi gülmez
tek tabaklı masalar
almaz mı nasibini bundan?...


küfürler onaydı ama
baktım kalmamış hiç sayfada...
yalnızlığım da yalnızım diye ağlar
sarılayım gel yalnızlığım
vazgeçtim küfürden
kızmazsın değil mi bana ?...


Selma Dönmez 7 mayıs 2009

Çaprazında aşkın...

siyah beyaz bir resimden
gözün ciğerine uzanır aşk.
yalnızlıklar yol arkadaşı olmamaya
tam niyetlenirken,
baharın gölgesi dört kişilik düşer
çaprazlaşan yaşamlara.
çaprazın her ucuna nefret
tam ortasına sevda yerleşir
yakalayabilmek için ya sevda avcısı
ya da sevgi oltası gerekir...



sararmış resmin kenarında
ot gözlü hayalet intiharlarda.
ayrlık günü, saati unutulan
saçma dakikalar...
oysa hesap kesim tarihi belli
ödedi sevdaya ait tüm verecekleri
alacaklar bir telde asılı.
anımsar göğem sızıları
ve yürek caddelerindeki
karmaşada ipteki azraili,
milimle kaçırlan yaşamları...



başa dönme noktasında
ten canlanr, mercan kayası
ebrusu aşk, harelenme çabasında.
yılların acısı çıkarılan şiirler
önce faili belli bir davada
yargılanır, kalem kırar yürek.
fail değişir bir gün aynada
yansıyan aşina simada...
artık dörtlü çaprazda ulaşamadağı
bir odakta kanamalarının
verdiği acının zevkiyle kalır...



iki yanlış birdoğru etmez, hırsla
attığı adımlar, ellerine yapışan
şımarık sevgilinin sessizliğinde
aksak fil ağrlığında...
onuru alınmış konuşmamalar da
artık geçtir. bölmeye uğrar ihanet.
karar vermeye yeltenirken
yanlış kıyafetini giymiş yüreğinde
mim bile yasaktır, aşkın son ahirinde...


(yarına kalsın baharı karşılama /kana bulanmadan doğrunun başındaki sevda...)

selma dönmez 9 mayıs 2009

ateşin içnde... Türkan saylan’a...

ışık için çalışanların kıymeti aydınlık sevenlerce bilnmeli...yoksa karanlıklar pusuda...bunun için herşeyi fazlasıyla yapmış bir aydına saygılarımla
----------------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------------


sen hiç ateşin içinde gül yetiştirdin mi?
goncaları göremeden seferin bitti mi?
o güller ki aydınlık ve hürdü
karanlıklar bile o ışıltıyı gördü
yangınlarımız suyla sönmese de
ağlamıyoruz o bizim onurumuz...

sen hiç cüzzamlı hasta gördün mü?
ağlayan yürekleri alıp sevdin mi?
kok kömürü gönüllere ders verdin mi?
ışığı önüne alıp yürüdün mü?
ağlamıyoruz o bizim gururumuz...

sen hiç özgürlüğün kıymetini
demokrasinin erdemini
bildin mi kadınların kıymetini?
hissettin mi cumhuriyetin titrediğini?
yüreğimize aydınlığı küpe ettigini
ağlamıyoruz o bizim başneferimiz...

insanlık için çalışanlar ölmezler
yüreklerde sureti var,silinmezler.
ışığı takip eden kardelenler
pervanedir, ateşle açan güller.
goncaları var yine yetiştirenler.
ağlamıyoruz o bizim umudumuz...



18 mayıs 2009 istanbul

Şiir düştü düşüme

aslında diye başlayan cümlelerde kaybolursun
farkettim ki derken yanılgılarında kahrolursun
meğerse ve keşke var hep sözcüklerinde.

bunlara bağımlı yaşadın tedavisiz ömrünce...

kelimelerini koydum döşüme
şiir düştü düşüme...


dakikaları kaçırır yaşamın peronlarında
saatlere zamana inat bakmazsın
günleri torbalar, haftalar da çuvallarsın
aylar,peşinden yılları alır başına çalar.

yüreğinde karaçul dokudun acıyı fikrince...

zamanını koydum peşine
şiir düştü düşüme...

aşk adaletinin gözü sana açık,
kendine yasaların,kararnamelerin
terazinin kefesi bağlı. tartar sana
sen seversin maddelerde fıkralarda.

şarkılar tutup yıllarını aradın gönlünce...


aşkımı koydum düşüne
şiir düştü düşüme...

Sevmeye karar vermek...

gecelerin sahibi adımlar
çalar saatin susmasıyla merhaba demeden
ruhuna dokunan eli hissetmeden
bir karınca dalgınlığında
aynı yolu katetmek yıllarca.
aşina bir masa başında ekranla



hayata inattır bu tekrarda
inat da yaşama gülmemek değil mi?



balık yüzmesinde ruhtan kaçışlar
sadece rüyalarda mı aşka uçuşlar?
yalnızlıkların balyozla beyne geçişi
en ağır güneşlerden daha derin değil mi?



at gözlüğü ile sevmelere karar vermek
kurtuluş mudur?söyle;kutup iklimi yürek...



yapılan makyajlar yılların yorgunluğunu kapar mı?
dudaklar renklenince hayat insana güler mi?
siyahtan başka renk giyince yaşam değişir mi?
dümdüz yürünen yollar bir çift sivri topuk
üzerinde ivme kazanır, yürek lunaparka döner mi?
saça atılan bir renkle aşk insana güler mi?


kapadığın kapılar sana kapanmıştır aslında
her attığın kilit yüreğin kasa şifrelerini
çözemeden geçecek deliliğe delil yıllar demektir
gözaltında ki torbalar yıllardır kararan
yürek ocağının taşmasıdır kaynama noktasında



güneşe bakarak sevmelere karar vermek
karar vermekle olur mu sevmek? kutupları eritmek?...






selma dönmez 25 mayıs 2009

Çelişkidir yaşam....

kendiyle çelişip kendiyle savaşanlar
ölmekten mi yaşamaktan mı korkarlar?
bir diken çiçeği üflemesinde
bağlanılan hayatı bir nefeste hisseder
nal ile mıh arasındaki yaşamlara
köle mi olur can mı verirler?...


sivri bir çift topuk izi takip eder
çamurlu toprak yola düşmüş çocuk gözler..
taşlı parlak ayakkabıların parıltısında
kahkahalar ilk gençlikle bakışır.



taş duvarlarda hayaller film şeridi
tahta döşemelerde ürkek mektup açışlar.
tutunduğun dallarda düşme korkusu
yaşamadan geçen meçhul yıllar
çalınmış tek sigara,ilk çekilen dumanlar
güneşten kaçıp ay altında paylaşılan
sevdalar,tutkular ve şiir bile olamayan sırlar...


örselenir; üçayakla yaşamda
çekiç darbeleriyle yumuşak duygular
bir külah çitlenmiş çekirdek kabuğu şimdi yıllar.


çelişkilerle senelerce kılıç kalkan oynayıp
ölmekle kalmak arasında karardayken
nefes alamadığında onun can olduğunu bilmektir.
gençlik gittiği yerden dönmediğinde mum olmak
anıları toplayıp ruhunda ip atlatmak
yaşamak ve yaşadığını şimdi anlamaktır...


------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------


selma dönmez 30 mayıs 2009

Döndüm bak

Şiirin Hikayesi

resimdekiler çığıl selma selmin...

bir üçlü..ayrı bir desteydik tüm kağıtlardan..sevgili Çığıl hep özel kalacaksın seni bırakıp gitmem herhalde buralarda o kadar merak ettiğim şey var ki.... :)) şiirin ömür oldu..ayrıca teşekkür edemediğim tüm gönül dostlarına da bu vesile ile teşekkürler.


...



hangi kalemle yazılıp sırt çantamıza yüklenmişti
tanrının dipnot düşmeyi unuttuğu
bu kargacık burgacık alın yazısı...

bir üçgenin içindeki
fasit daireden dışarı çıkmak için
teğetleri aradık...
kalem elimize geçtiğinde minkale istediler
durakladık...
gönyeler yaşamımıza sert çizgiler atmadan önce
başlığımızı bulma çabamızda kıvrıldı
müsveddelerin kenarları...

anneler yaşamın tabanı çocuklarına değmesin diye
çerçiden alınmış iple gözyaşlarından motif yaparken
kapı önü "dert anlat baba türbesi"nde ve
iğde çiçekleri yağmadan
hayallerimin yırtık şemsiyesine
gerçekleri yağdırırdı üzüm gözlü güzel kız...
acıtırdı gerçekler mahremden çıkınca.
konuşmaktan kaçışım
uykulara yatışım
bu yüzdendir el sallatmadan gölgeme kaçışım...


asma yapraklarının ekşiliğinde sürdürdüğümüz
kıska ekip yemeyi bilmediğimiz baharlar dut sallarken
gözlerimizden yağan sağanaklar yüzündendir
arkamda yağmur ormanları bırakıp kaçışım
yüreğimi sorgucu meraklı küçük kıza açışım ve
sarı kızı sarı sıcakla başbaşa bırakışım...

yanlışlar yüreğimizin teyellerinden
çift dikişle ruhumuza kazındılar
doğruları arama çabasında yakalanamayan yıllar
sökülen duygular dikiş tuttuğunda
başka dünyaların yıllarına havale olduğundandır
sonra duramadığım fasit bir dairede dönüşüm...

hüzün kahküllerini kestiğin yaşama
kara kara karakalem yazıp
tuvalsız boyardın geceleri siyaha
gündüzlere dokunmamalıydın oysa
paletinde pembe yeşil olması gereken
ilk gençlik yıllarını fırçanda bırakma...


artık siyah yazmasın kalemin dediğim gün
bana kara kalem uzattı
önce boynumdan vurup kaçan
sonra gögüs gögüse çarpıştığım amansız düşman...

döndüm bak
geldim işte
istersen dünyadan de, istersen uzaydan

karakalemini betimlemelerini, imgelerini
ben yakaladım şair yönünü
seni hep meraklı üzüm gözlü kız olarak anımsayacağım,

döndüm bak
burdayım
ve sonuna kadar hayata sarılacağım..



selma dönmez 16 haziran 2009

Dost Şair’e

Şiirin Hikayesi



gönülden hissedersiniz bazı şeyleri..anlatsanız da kelimeler dudaklardan intihar ederek çıkarlar..şair ilk günden beri destek oldun bize ustamdın, en kötü günümde sesini hissetmek ..sevgili İlker Pamukçu usta'ya saygı ve sevgilerimle..
...




martıların ağlamaklı gözleri
şairin dizeleriyle sürmelenir.
şehir hatları vapuru ağlasa da
bulutların kat kat döşekleri altında
sisin çökmesine dayanmaz
Üsküdar Vapuru cefakardır seslenmez
aşıktır şairane
sisin o işveli kaprisine...


simit tablasından bir simit almış
yamak ustanın dostluk seferinden
doyulmaz tadına...
susam temizlemeye razıyken
vefa duygusunun yıpranmamış tazeliğini
bu dizelerde bulmak ömüre değer katar..
yazılan satırlara şiir tohumları dökülür
ruhun acısı bir bir dizelerde sökülür


usta, martılar,adalar ve istanbul
gerçekler hicvedilir dizelerde
anlaşılacak dersler var sözlerde
eleklenmiş yüreğinde sevdalar bin olsa da
neye yarar elde kalan daima bir tane.
bir ses sonunda "hacet kalmadı beyler" dese de
ruhlarda esen bir rüzgarla gelir dostun
kurak mevsimlere dua olan dizesi..


dut ağacının su bulan çatalına
dostluk çiçeğinin şiire gömülmüş tohumuna
cansuyu dökülür gözlerden
ve ruha işleyen kanaviçe bir ağıttan.
tiner kokuları bir melek ve bir şair
şiir böylesi bir anda dostluğu anlatır.


ıhlamurların dost kokusu sarmışken
kapımın önündeki ağaçtan
orkidenin huysuz ama güzel
görüntüsü atar beni bir şiirin
anlatamadığım kurgusuz derinine.


martıların gözyaşlarında minnet vardı
bu sade ve içten bir şiirdi.
bulutlar martıların gözyaşlarını silmeye uzanırken
sarılmıştı kollar dizelerin ucuna
ve tutundular dallarında dostlukla yaşama..


Selma Dönmez 16 haziran 2009

Kadifem (kızıma)

tiz sesli şarkıcı söylerdi
hüzün marşı masum şarkının sözleri
’ben bir küçük cezveyim’
şarkın ve sen..en sulu günlerindi
kendine acıdığın o kömürden geceler


aşkta ve yaşamda her savaşta
kaybettiğin an küçülüp bir cebe girecek
sırra kadem basmış ruhu
gömmek isterdin görünmez mezarlara.

dinle şarkını ve ağla kadifem...

mutluluğunda da hıçkırıklarla ağlarsın
acı ve tatlı birbirine sevdalı; ayrılamazlar
yürek ağlarına bakar anlarsın


kahve gözlerde içilmez kahveler
bir nargile içimi tellenmiş sevgiler
sabah beşte gün doğarken aklına gelir
yaşamda kaçırılmış sevgiler.


sevgi bitmez; ara kadifem...


bir çuval incirdir yaşam; hediye sana
ister berbat et, istersen yaşa
dans etmek istersen adımların emrinde
duran ruha kimse hareket emri veremez


ruh çeşmeleri kurur, yeşil çimin üstünde
yürek uyanır gündüze siyah çamur büstünde
donmuş bakışlardadır yenilginin korkusu
sevgisizliğin işaretsel kabusu
ellerini koyacak yer bulamaz.
huzursuz ayaklar oynar yalnızlıklarda.

yaşamayı unutma kendin için; kadifem...


aşk dik durmayı öğretir insana en sonunda
aşksız yaşam mavisi olmayan deniz
ağacı olmayan orman, ruhu olmayan insan
rengi olmayan çiçek, kanadı olmayan arı
düşü olmayan gece ve gecesi olmayan düştür
aşk yaşamı dudaklarından yumuşacık öpüştür.



aşksız yaşam yaşanmaz kadifem...


yaşın önemi kalmaz sevgide
düğüm düğüm şarkılar şiirler
misafirliği kesip gönlünde ev sahibi olmuştur
sevgilinin anımsamadığı kavgaya aldırmazsa narin yüreğin
anlaşılmaz kederini anlarsan bir bakışla
işte o anda onyedi yaşının şarkıları yerini bulmuştur
sevgi çuvallara sığmaz olup
yürek bulutlarından ruh ormanlarına dolmuştur.


sevgi anlamaktır diğer yarını kadifem...


Selma Dönmez 14 temmuz 2009

Erdemin mutsuzluğunda

şehrim yanıyor; kızıl hışırtılar kulağımda
aldırmamalıyım

renklere vurgundum; sarıydı ilk aşkım
oturamadım gökkuşağında
karaya mahkum ettiler
ne deniz, ne gök, ne de bir renk


yine de vivaldi çalıyor surlarda
ağlamamalıyım...


görünür ateşin rengi; nefti yangınım
ateş böcekleri amansız firarda
parlamaya devam ettiler
ah ne güzel inat; inadına tüm bu ahenk



mutluluk ve hüzün
el ele tutuşup yürüyen iki küçük kız kardeşmiş
biri olmazsa diğeri kaybolan

yalnızlıktı ulaşmak nirvanaya
geçmişim cehaletin mutluluğunda


kardeşimi kaybettim pembenin yokluğunda
yükselir ruhum her şeyi baştan yaşamaya
geri dönmeliyim notaların kucağında
ben bana sarılmalıyım yalnızlıklarda


yine de vivaldi çalıyor surlarda
ağlamamalıyım...


Selma Dönmez 16 temmuz 2009

Kumdandı emekler


yıllara verilmiş kumdan emeklerdi
bir kumru nefesinde öylesine uçuverdiler
sarhoş bir örümcek kadar kurmuşum ağlarımı
her şey bir anda yok oldu - düğünü mutsuzluğun...



artık ucu görünen tünellerdeyim
sessizliğin sesi nasıl güzel
ellerimde uçuşan aşkların ne önemi var
bir cana ruh vermemişse sevgim...



kayıp ilanıdır şehrimin
siyah beyaz bir resmin yıpranmış güzelliğinde
taşlarını koyamadığım yaşam surlarını yıkarken
depremlerin yıkamadığı bedenin teslimidir
bir sesin tizliğinde...



ağlamak ayın arka yüzünde
sevmek yıldızları yaldızsız simsiz
yıkmak kolaydı kumdan emekleri
dokunmak duygulara isimsiz
parmak ucuyla öylesine...



çamur olur emekler gözyaşında bir gün ,okyanusa karışır gün batımında...



Selma Dönmez 20 temmuz 2009

Eskidi rüyalarım...

dilek ağacında ağlattığım çaputlar
ölümün yükünü alır mı omuzlarımdan ?
ters yatıp da huzurla mı kalkar
mutluluğa şahit olmayan yarasalar ?



eşyalarım kadar eski rüyalarım ...



pamuk toplar saçlarım son ovada
göçebe kalmaz ki göçük altında
gri enkazda ezilirken hayalleri
baykuş öter delikli uykularda ...



göçmenim artık iltica bekliyor bir yanım
akbaba kanatlarındadır zamanım
kurak mı geçti yaz ben mi duymadım ?




aşk çadır kursa ne olur artık damarlarımda ?
kaybolmuş bir serçe kadar umutsuzum sahrada
tanrı çizmiş göçmen dövmemi bir kere alnıma
ruhuma oturmuş acı
çıkarır keyfini doyasıya...




kerpiç duvarlardan göçmüş zaman
çitlere takılır yaşanmış bir an
akasyalar altında kaldı gençliğim
örümcek ağı kadar narin ve sağlam ...



eşyalarım kadar eski rüyalarım..



Selma Dönmez 1 ağustos 2009

Kırmızı çizgilerim

Şiirin Hikayesi

her sabah soğuk bir odada kırmızı çizgilere bakan gözlerim ...kırmızı bile soğuk.

...

her güne yüzümü yıkayışım
aynama merhabayı asışım
gerçek değil
iki su atımı
sonrası
oyuncu gülüşlerime
siyah yıldızlar doğuyor
bilmiyorsun ...



sen ölüyorsun
ben ölüyorum
ölmez otu muyuz ?
sen otları
bilmiyorsun
böğürtlendir gözaltlarım
çalılara takılmış
gelmiyorsun...


Taklamakan da
yüzsuyudur merhametin
arar yolcumu gözlerim
ellerin kara
gözlerin deniz
yolculuklarında
beynin valizlerini dağıtmış
duymuyorsun ...



şimdi ben karkas yüreklerde
dert dayanmaz kolonum
duyamam
nakaratlarında yokum
o ben değilim
kırmızı çizgilere bakarım
her sabah
beyaz ve ayaz bir oda
siyah yıldızlarım
iskeletlerin kemikleri
çatır çatır çatırdar
anlamıyorsun ...



görmemek için gözümü kaparım
kırmızı çizgi tek sıra teyel atar
tam merkezden sinemi
yakalar
ve dikkat
yüksek gerilim tehlikesiyim
bir pedal çıkımı ızgaralarda
saatim yok
sayılarla da aram yok
her yanmayı bir bahar sayarım
arada birde şarkı sararım
kan değil çizgi kırmızı sadece
dikiz aynam
görmüyorsun ...



ölmez otu değil ölen
benim sesizce senden giden
bir ayna ver bakalım
buğusu var mı nefesimin
beraber gideriz elele
sinemde yerleşke yapmış
sessiz kiracım ve ben
latince anlamıyla seviyorum
yengecim
sarınca sararınca
karınca kararınca
sevmiyorsun ...



aşk benimle
ben de aşkla ölüyorum
sen şiirlerinle
armut ağacının çiçeğinde
kimi bekliyorsun ?
ben öldüğümde
sen çoktan ölüyorsun
kırmızı kokusu sarıyor şiiri
gülmüyorsun ?



selma dönmez 18 ağustos 2009

Kaçmış aşk zamanları...

aşktan korkup kendinden vazgeçen duygular
kullanılmayan eşyalar dolabında tozlarına mahkum
çocuksu yalnızlıklarda yosun tutar alınganlıklar
erik ağaçları sözleşince baharla
belki aklına gelir eski sevdalar



gönyelenmez, şakül tutmaz acılar
dik durmaya çalışırken yaşamda
arzın merkezi sevda merkezi değil
doğru mu izdüşümlerde aradığın aşklar ?



gecenin laciverti içinde biten yolculuklarda
sesler bir serçenin rüzgarla boğuşmasında kaybolur
duymak için zaman trenine binmelisin



düştüğün sağır kuyu duymaz feryadını
kırık gitar penası acıtır
kalbindeki yaşlı heyecanı
antika şarkılar ruhun mola yeridir artık...



hep mutlu olmaktan ibaret sanma
artılar ve eksilerle dengesizdir yaşam
yalnızlığın şalıyla akşamın koyusuna sızar
bir akvaryumda kendini hapsettiğin yıllar



bir kar yağsa ve sen o sevdiğin gözlerde donsan..
eski bir tebessümün dokunulmazlığında kaybolsan
sonbahar bile tükendi elimizde artık bu kış son...



sondur bahar sarıya ulaşınca
artık kalp suları çekilmiş bir ada
bulutlarda kahve içemedi köpük köpük
mavi bir balondur aşk çocukluğumuzdan kalma
alındığının ertesi günü sönük...



....kaçırmıştır bir kere zamanı şimdi çek gözünden vur kalbini..




Selma Dönmez 21 ağustos 2009

Yüzün askısıdır aynalar...

her sabah ilk selamım sanaydı yıllarca
hiç kırmadım seni uğursuzluktu kanımca
kırılsanda bakıp beni bulurdum anında
diner mi ergenlik kaygılarım yansımalarında?




zahiri mi gerçek mi görüntüm sende ayna?
cismim eşit midir ruhuma tepe noktanda?



narsistce ama yalnız yaşanır aşklar
görüntüye ters düşer yaşananlar
ruhum bedenimi seyrederken kalır ardında sırlar
dokunulmaz yüzünde benliğini aradı yıllar...



ruhum söndükçe boyum yükseldi sana
seninse ancak bir kaç ufak sırrın çıktı ortaya.



varlığını sende anlayıp sevdiğim yalnızlığım
ruh toprağının cansuyuna sevgi ışkınlayışım
bulutlarımın rengini anlatır sana bir bakışım
yanağına değmemiş dudağımda kaldı aşk arayışım...



yarasa olduğum gecelerde yüzümü astığım askımsın
tıp oynamada okyanus sessizliği yanıtsızlığın.



sana bakmak; görmek içimdeki beni
kızgınlığım, sevgim, ağlamam yansıman
görürüm gerçeği şimdi duvara baksam
izlemeliydim kendimi yüreğimden, değil aynadan...



gençken sevdalındım şimdi düşman mıyım?
yaşadığımı anlatır parmağımla öpüşen gözyaşlarım.


çözdüm akrebin kendine ettiği ihanetin nedenini
zarar veremedim sevgilime; kırdığında yüreğimin şifrelerini
ayna; sevdim seni de kıramam, satıyorum var mı alan?







(...hey arkada sırrı olan cam, sırlarımız aynı ama ...bendeki can. )



selma dönmez 25 ağustos 2009

Soğuğun cazibesi...

Şiirin Hikayesi

sevmenin tarifi mi ?
az sen
çokca sen
hep sen...


...


kahve çekirdeği gözlerinde
delinir gider sözlerim
bir bun sabahında
kalbimin camına yağarken kar tanelerin
çeker beni kendine
soğuğunun cazibesi
ve cennet kapısı açılma ferahlığında
hissettiğim serinliğin...



alazlanırken tenim en temmuzundan
sen denizim , ırmağım ,ferahım
gözlerin buzdan uçurumlarım
gelme dediğin yerde
demir atar okyanuslara ayaklarım
soğuğunun olgunluğunda demlenirken aşkım
söner karlarında asırlık yangınım...



yaşam yorgunu yaşamaya çalışırken
yürek yakan kışlarında
ve izlerken kar küreğimle yağışını
nirvanadır soğuğun
asaletidir karları gülümsemenin...





yağarken sevgin tipi taneleriyle
kırık camlarına kalbimin
baharını kaybetmiş portakal çiçeğiyim
iki yudum aşkla bakışında
söner karlarında asırlık yangınım...


Selma dönmez
18 eylül 2009

Yoramazsın ki rüyalarımı...

yoramazsın ki rüyalarımı...


şifrelerini çözmek için rüyalarımın
gerekli figüranları tanımam
ufuk çizgisinde yürürken kayıplarım
suratı mı asılıyor gökyüzü ekranının
yoksa yaşlı dalgınlığına mı kurbanım dünyanın
senaryosu çoktan mı kurulu rüyamın
senarist yenisini mi yazıyor bilemiyorum
zor bir kareli bulmacadayım
sansürlü sözcükler beklemedeyken
ağzımı açıp sesimin kayıp ilanını görüyorum
cüruf dolu ellerim, atacak yer bulamıyorum
her şey bulanık, bu eller çok büyük, benim değil
yerime uzanıyor her istediğim şeye
bakıyorum; kar da yok, neden donuyorum ?


kollarım uçuyor kanatlarında boncuklar
beni terkederken ağlıyorum arkasından
gözyaşlarımı bir akasya yaprağında buluyor
gözlerime barajlar takıyorum
bentler dayanamayıp yıkılıyor
yüreğim karşıdaki kırmızı çatıda titriyor
parmağımı uzatıp sallıyorum
umursamazca bakıp duymuyor


bir polis cop uzatıyor
kalbim aceleyle giyiyor ayakkabılarını
sağda bekleyen gemiden el sallıyor
ağlayamıyorum...


bir kumru konuyor omuzuma zakkum bitmiş gagasında
kayalar paraçalanıyor neft yeşili bir depremde
bir arı kayaları taşıyor ayaklarında
odada asılı kör yılanın gözbebeklerine doldurup
peteklerine resimler çiziyor kovanının...


bir kafilenin sessiz yürüyüşünde
yüreğimin adımlarını hissediyorum dönüyorum
sokalarda kaybolmuş gençliğim gülümsemiyor
annemin arkadaşı başarı hırsı; köşeye sinmiş
bende denemeden çıkmış yorgun hesap kesiyor
sultan olmuş bir muhteris sarı tepeye
kaybettiği topraklarına ağlıyor durmadan
sonsuz ve acınası özlemi
sevda, sevgi ispatlama çabası koşuyorlar peşimden
mor yalancı aşk çiçeğinin ağır kokusundan ayılıp
akan sulara anlatıyorum, biliyorum
yormazsın, yoramazsın ki rüyalarımı...


Selma Dönmez
25 eylül 2009

============================================================
yıllar rüyalarda kopan kayışlara bağlanmaz /her uyku yarım ölümmüş düşe ağlanmaz.

Baykuşlar kondu şarkılarıma....

bir saksağanın kanat çırpımında
rüzgarla savrulan bir karabiber ağacına
son dem kadar acı akşamlarını
astı gençliğim...




yalnızlığa bilet keserken
peronda ayrılık
ilk yolcuydun unutmadım
sen giderken baykuşlar kondu
tüm şarkılarıma
gözyaşlarımı besteleyip ruhum
güfteleri serpti yeryüzüne sessizce
yalnızlar ülkesi aşıkları dinlesin diye...



artık uzun yol kenarlarında unutulan
eski tahta bir elektirik direği kadar
yalnız ve tanrıya yakınım...



verilen sözlerin öneminin kalmadığı
bu zaman diliminde
ellerin gözlerini kapamak
kızıl yağmurlarını gizlemek içindir
nafile avuç açıp yalvarman...




duygusal bir fiyaskoydu hayatım
sen tam merkeziyken nişangahımın
senden sonra, benden sonra
zaman yaldızlı bir hediye kutusunda saklanırken
değersizdi verilmemiş bir hediye kadar
kurdelesi açılmadan değeri anlaşılmayan...






(bu yaşam maratonu finale bir adım kaldı /ödünç alınmış bir zamanda yaşıyoruz
ve bu noktada herşey ödül zaten...)




selma dönmez 9 ekim cuma

... resim: sina ataman

Gözyaşlarına tok olmaz ki çocuklar...

Şiirin Hikayesi

yasaktı ağlamak; gözyaşlarına tokum derdi
akmayan yaşların üstünden aksak bir ses
dayağı cennetten çıkarırken
o çocuklar ağlamadan büyüdüler...

...



gözyaşlarına tok bir adamın
hüzün mayası ile yoğrulan küçük kızı
beyaz kireç duvarlara gözüyle
ağlamayan kadınlar, tüten sobalar çizerken
aklını donduran bellediği o deyiş
kulaklarından midesine kolonlar döşer
ve tel dolabın içinde kaçırdığı yaşamı
prize takardı şarkılarla ahşap radyodan...




keskin bir ünlemle palaskalar belde çınlarken
kapılara tırmanan bir küçük çocuğun gözlerinden
unutmamaya yeminli mor bir çukura düşerdi nefret
çocukluğun naifliği bekaretini olgunluğa terkeder
dudakta kızılcık şerbeti can kanamasına kamufle
ezilen ruhun titremesi anımsatırdı şubat soğuğunu
merhaba demişti oysa tanışamadığı baharlara
mis kokan beyaz yemenisiyle eteği çamurlu kiraz ağacı...




bir sokak lambasına dayanmış söğüt ağacı
ve türk filmi desenli perdesi arasından
bez bebek gözlerinde yaşamı arardı
beyaz kurdele siyah önlük yaşamının ilk tezatı
sığınaktı ezikliğine dünyanın tüm kitapları
aydınlanırdı ruhunun silindirik korkuları...




bir üflemelik uykuyla okyanuslar avuçlar
kavgalara uyanıp bir kabusa yıkanırdı
sevgi annesinin sandığında yatarken
hayaller söğüt ağacının dallarında
ilgi paslı pencere demirinin kıvrımlarındaydı
gecenin koynunda avunurken ay paletini sunar
yıldızdan fırçasıyla rüyalarını bilmediği renklere boyardı...



artık ağlamaz bilir ki toktur gözyaşlarına
şimdi kırkikindileri eder armağan ona
damlalarla silinsin deyişler kedi tırnaklarında
loğ gelse düzelmez yağmalanmış ruh damları...
zamanıdır-eski küçük kız- bırak sağanakları...





ömür boyu ağlar/çocukken ağlamaya doymayanlar...
gözyaşlarına tok olmaz ki çocuklar...


Selma Dönmez 4 kasım 2009

teşekkürlerim beyaz bulut sesli kalimeraya...

Şubattı aşkın adı...


Şiirin Hikayesi

bir öğle uykusu kadar kısayken yaşam
çirkin ördek yavrusuna adandı zaman
kuğu olduğunu görebilmeli
huş ağaçlarını sevebilmeli
turuncu kelebeğin ardında gölgemi görmeliydin şu an...

değil mi?
bazen beklemeye değmez...

...


can pencere ellerinde, dizlerinde muson yağmurların
kapısı açık bir zindan olur başını çarptığın taşlar
imkansız şiirler yazarken yağmurlarla sevişen gözyaşların
gülümser gölgen solundaki gerçeğe
tanklarla geçer aşk; yüreğin çukurlarından
her birine bir umut gömülüyken hırçın yağmurlarla taşınır
arsızlığın aşk kokmasına inat...


kör bakışlar sarmalanırken dallarında
sahi şubat ağlar mı eteği karlı kışlarında?



gerçekler balyozlarla indiğinde
riyanın acısı beyaza koşar saçlarında
sersemce imza atar gönül kırgınlıklara
ağlar düğün çiçeği hüzün beyazında
kalp intihar meyillerinde gezerken
şubat karayeldir gözbebeklerinde...


artık dönek miltanıyken sevdanın
sahi şubat sonsuza dek seninim der mi aramama hakkını kullanan aşk?



kaçamadığın anıların içinde
aradığın aşk hep aynı öykü ya da roman
masa dağlarında masal olan
yirmi dokuz şubat masalı kadar kısayken...



adımlandıkça hoyrat sevdalarca
sahi şubat aşınmaz mıydı kalbin tüm ara sokakları?



sevgiliye fatura edemediğin
harcama listelerine gözyaşları yüklü
her taşına bir bakışını koyduğun
yollarda kayıp bir aşkın ayak izlerinin
tozu yılların koynunda komada yatmakta...




taş ustalarına bıraktığın kalbin
gözlerıyle ayazda karlara şarkılar yazdı
ateşte yanmaktansa buzlarla yıkandı aşkın
gece uykuya açken özlem yağmuru ile uyandı
ve kirpiklerine yazdı ’şubattı aşkın adı ’



sahi ben seni öpmüş müydüm şubat ?



anlamsız anlamların içinde ben varım bildiğin kelimelere sığınarak...


1 mart 2010 Selma Dönmez